Filozoflar, dünyayı yalnızca çeşitli şekillerde yorumlamışlardır: Oysa sorun onu değiştirmektir.” – Karl Marx 

Bileni / bilmeyeni, uzmanı / uzman olmayanı bütün dünyanın konuştuğu tek şey koronavirüs doğal olarak. Olayın teknik boyutunu ya da bilimsel yanını anlatacak değilim. Zaten ne bilim insanıyım ne de teknik eleman; hatta teknik elemanlığı geçtim, personel bile olamadım. Şimdilik lümpen proleterliğe devam. Neyse…

Sosyal medya, hastalıkla ilgili sayısız yalan yanlış bilginin, virüsten daha hızlı yayılmasını sağlıyor. Bunlardan benim hedefimde olanlar; “somut olayların somut tahlilini” yapmaktan fersah fersah uzak komplo teorisyenleridir. Bunlar ve “üst akılcılar”, mevcut olayları analiz ederken gerekli soyutlamaları yapamayıp özneyi yaşamın içinde olanla ilişkilendirecek düşünce sistematiğine sahip olmayanlardır; aydın, ilerici ve filozof görünmelerine karşın, açıklayamadıkları olaylar karşısında şeyleri “yüce varlığa” havale edip dine sığınanlarla aynı kafa yapısına sahip, aslında son derece de gericidirler.

Günlerdir koronavirüs hakkında değil de “korona komplo teorisyenleri” hakkında bir yazı hazırlamaya çalışıyorum; fakat yazamıyorum. Bu çok normal, zira yazar değilim. Özellikle uzun yürüyüşlerim sırasında, yazmak istediklerimi kafamda derleyip toparlıyorum. İş, tam yazıya dökmeye gelince dünya duruyor, “diyalektik materyalizme” inat beyin işlevsizleşiyor, hareketsiz kalıyor her şey ve aynı nehirde iki kez yıkanmaya başlıyorum.

Geçenlerde bir dostumla konuşurken; “Dayı, düşündüklerini telefona kaydet, sonra yazıya dök” dedi. Bugün yine yürürken kafamda bir sürü şey yazdım konuyla ilgili; ama kaydedemedim. Maskeliydim. Yasaktı, çıkaramazdım. Hey be hayat! Sen nelere kadirsin! Eskiden kitle gösterileri yasaktı, şimdi de öyle. Gösterilerde maske takmak da yasaktı. Şimdi maske takmak zorunlu, sokaklarda tek tük de olsa korsanvari insanlar varken, en kitlesel şekilde sesimizi yükselteceğimiz mecra sosyal medya oluyor; açlıktan eğitimsizliğe, sağlık hizmetlerinden yoksunluğa ve eşitsizliğe karşı… Neyse…

Dimağım henüz daha tazeliğini korurken, doğruca eve gelip yazmaya başladım ben de. Şaklabanın birisi bir video yayınladı. Bazı televizyonlara da konuk oldu. Aktaracaklarım, kelimesi kelimesine söylenenlerin aynısı değil; fakat içerik olarak tıpkısı.

Ona göre; “bu virüs, dünyayı yöneten üst aklın laboratuvarda ürettiği, insanları evlerine kapatmanın (doğru kapattılar), eğitimin, alışverişin, hemen hemen her şeyin çok yakın gelecekte, evlerimizde dijital bir dünya ile yapılacağının, sokakların ve bizlerin tam kontrol altına alınacağının provasıymış”.

On küsur dakikalık video ile ultra toplum bilimci havalarına bürünmüş olarak anlattı durdu. Doğru; şu anki durum bunu gerektiriyor. Evlerimizdeyiz şimdilik. Yalan ve yanlış olansa, bundan sonra da böyle devam edeceğini iddia etmektir. Oysa muktedirler, tarih boyunca uyguladıkları baskı ve zorbalıkla geniş halk kitlelerini zaten hayattan koparıp evlere, hapislere tıkmaya çalışmış, her defasında da güçlü direnişlerle karşılaşmış ve geri adım atmak zorunda kalmışlardır. Yine sistem, bizi fırsattan istifade ederek baskılamaya devam etmeye çalışacaktır; ama dünyayı daha yaşanılır hale getirmek, eşitlikçi, özgür toplumlar yaratmak dünyanın tüm ezilenlerinin ellerindedir.

Ayrıca konuşmasına devamla teorisini güçlendirmek için de, “Çöpçatan siteleri, sizi dijital olarak buluşturalım diyormuş” diye ekliyor. Onca söylediği önemli şey içinde(!) ben de şaşırdım “dijital sevişme” işine nasıl bu kadar dikkat kesildiğime. “De git la!” demek istiyorum adını unuttuğum şahsa. İnsanlık, türünü nasıl devam ettirecek söylediklerin olursa? Kapitalizm, insanları evlerine hapsedecekse, nasıl üretim yaptıracak proleterlere? İşçilerin sırtından yarattığı artı değerle, meta döngüsünü nasıl sağlayacak, nasıl kârına kâr katacak? Boşuna kalem tüketiyorum, ta baştan söyleseydim keşke: “De git la işine!

Yine bir başka çokbilmiş komplo teorisyeni, “Bu salgın, bilimsel, sosyal, iklimsel, dijital planlı bir deneydir” diyerek 19 maddede temellendirmiş görüşlerini. Sadece 4 maddeye baktığımızda, görüşlerinin ne kadar temelsiz olduğu anlaşılıyor. 6’ncı maddede “Termik santraller, Aralık 2019’dan itibaren kapatılarak Türkiye, salgına hazır hale getirilmiştir” ifadesiyle cahilliğini gösteriyor ve aslında uyduruk teorisini kendisi yalanlamış oluyor. Çünkü termik santraller kapatılmadı. Sadece filtre takma zorunluluğu getirildi. 3 Mart’ta dostlarımla beraber Elbistan’daydık. Santrallerin çalışmaya devam ettiğini yerinde görme şansımız oldu. Sevgili Orhan Erdoğan’ın işin uzmanlarından aldığı ve bize de aktardığı bilgiye göre, bir santrale filtre monte edip çalışır hale getirmek için en az 6 aylık bir süre gerekiyormuş. Bu da demek oluyor ki bırakın santralin kapatılmasını, –CHP’nin bilgi eksikliği ve yanlış analizleri sonucu– santral filtresiz çalışmaya ve bölgeye kanser başta olmak üzere her türlü hastalığı saçmaya devam etmektedir.

10, 11 ve 19’uncu maddelerde de, Türkiye’de ölümlerin 20 Nisan’da biteceğini söylüyor. Keşke doğru söylüyor olsan, Bay Bilmiş. Maalesef daha yeni başlıyor ölümler. Tabii ki biz resmi olarak açıklanan kadarını bilebiliyoruz. Alınmaya çalışılan ilave tedbirler ve Türk Tabipler Birliği tarafından yapılan açıklamalar bu işin çok daha uzun süreceğini gösteriyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yıllar önce bugünküne benzer bir pandemiye karşı tüm hükümetleri uyarmıştı” deniliyor. Doğrudur. Bilim bunları gerektirir, öngörür. Kapitalizmin, dünya ölçeğinde doğal yaşamı katlettiği, ekolojik dengeyi bozduğu, ormanları, dereleri kuruttuğu DSÖ tarafından da iyi bilinmektedir. Doğal yaşam alanından edilen kurdun, kuşun, yarasanın, insanların içine kadar geleceğini, taşıdığı olası virüsü insanlara bulaştıracağını tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek.

Son olarak, virüsün insan yapısı olmadığını bilim insanları ABD’deki bir araştırmayla çürüttüler: “Bilgisayar simülasyonlarının, yeni koronavirüsü güçlü hale getiren mutasyonları ‘beğenmediği’, virüsün insan hücrelerine tutunma gücünün ancak doğal seçilimle ortaya çıkmış olabileceği sonucuna varıldı.

Ha, nedir bu “doğal seçilim” diyecek biyolojik savaş savunucuları, tatbikatçılar, senaryocular, üst akılcılar… Onu da mı ben anlatayım! Ev ödevi olsun size! Bütün meselenin can alıcı noktası da budur. Hadi bakalım!

177 kez okunmuştur
Cuma ERDOĞAN
Follow me
Latest posts by Cuma ERDOĞAN (see all)